20 Eylül 2020

— benim tepkilerimin senin davranışlarına göre şekillendiğinin farkındasın değil mi?

- benim davranışlarıma?

— evet, senin bana karşı olan tavırlarına, çok fark var çünkü. 

- fark mı var?

— farkında değil misin?

- hayır. 

— gerçekten mi? farkında bile değil misin?

- ...

— sana ayna mı tutayım?

- ...


 - işte ondan sonra herkes bana neden böyle yapıyorsun diyor. 

— hmm, peki sen davranışlarının asla sorgulanmamasını mı istiyorsun? sen istediğin gibi davran ve kimse sana soru sormasın, öyle mi? 

— ben neden böyle yapıyorsun diye sormuyorum, ne oldu diye soruyorum. 

— beni etkiliyorsa, mutlu ya da mutsuz ediyorsa bu konuda bilgi sahibi olmak benim hakkım değil mi?

- ....

09 Eylül 2020

 mavi alev çıktı ya!

01 Eylül 2020

 kulunçlarını ezdirdim kalbimin

24 Temmuz 2020

yine mi yanlış numara be!?
yine mi balta bee!?

🙄

25 Haziran 2020

“ben taş atmıyorum, sen de kuş değilsin”...



ne demek ki şimdi bu? ne anlayacağım ben bundan? 
o kadar ucu açık ki.. kötü de anlaşılabilir iyi de. 

“senin için kılımı bile kıpırdatmam çünkü bir kuş kadar değerin yok gözümde, yani senin için uğraşmama değmez, hedeflerimden biri değilsin” anlamına gelir. 

ya da

“seni bir taşla vurulacak üç beş kuştan biri gibi basit bir şey olarak görmüyorum”, “tek seferde birkaç hedefe ulaşmaya çalışmıyorum” anlamına gelebilir. “taş atınca kuş ölür, sen öldürmek istediğim bir kuş değilsin” anlamına gelebilir. 

nice anlama gelebilir, gelebilir de gelebilir...


peki neden hep önce kötü anlamını alıyorum ben böyle ucu açık ifadelerin? içime oturuyor yahu duyduğum ilk saniye. 

bir de söylenen her şeyi ciddiye almasam keşke, ne geliyorsa başıma ciddiye almaktan geliyor. ama işte hiçbir zaman “öylesine” dinleyen o umursamaz insanlardan olamadım ki zaten. 
neyse, bakalım, göreceğiz...

21 Haziran 2020

çok ayıp olmuş, çok ayıp olmuşşşşş....
çok ayıp olmuşş, çok ayıp olmuşşşşşş....
çok ayıp olmuşşş, çok ayıp olmuşşşşşşş....

03 Haziran 2020

“bırakıp giden de değil bırakıp gitmeyen”

f

02 Haziran 2020

-aaay bu şarkı çokk güzel gidiyoo, tren gibi gidiyooo, trenler gidiyo kafamın içinde, oooo nerelere gidiyorum o trenlerle.. 
+at mı var trende?
-ne zaman gittiğini bilmediğimiz o trenler belki bizi atlar diyarına götürür. 


g
f



01 Haziran 2020

tutunduğum dalın kırılmasından korkuyorum sanıyorum, en büyük korkum buymuş gibi geliyor. 

şöyle bir söz gördüm: 
“kuş konduğu dalın kırılmasından korkmaz, çünkü güvendiği dal değil kendi kanatlarıdır.”

kanatlarım halen çalışır vaziyette mi acaba? 
o zaman dal çürük mü diye korkmasam mı? 
aman olsun ya yine de dal çürük çıkmasın bence, kuş bile olsan arada bir dinlenebilmek lazım sonuçta. nereye kadar kanat çırpacağız? di mi ama? 
10 sene boyunca sürekli kanat çırpmışsan sonunda bir dalda dinlenmek hakkın değil mi? 

19 Mayıs 2020

10 sene evvel bugün. 
19 Mayıs 2010. 


Erim Özşen’in “Lokal Anestezi” isimli, müzikli eğlenceli etkinliği Kanyon’da. Konuk, mor ve ötesi (evet tamamı küçük harfle yazılır). Grubun dört üyesi birden değil ama Harun Tekin ile Burak Güven oradalar. 

Erim Özşen bu etkinlikle bazı ikilem soruları sorar. Konukları da cevaplarlar. Pek hoş bir sohbet gelişir. 

Soru: “Plajda yalın ayak seke seke mi, parmakarası terlik kese kese mi?”

Cevap (elbette ki!) Burak Güven’den gelir: “Mutfakta çıplak ayak”. 

Muhtemelen o an ben içgüdüsel olarak ve sesli olarak aynı cevabı vermiş olacağım ki (evet, sanırım gayet sesli ve heyecanlı şekilde, örtmenim örtmenimm diyen çocuk tınısında gibi aynı cevabı verdim), Erim’in dikkatini çekti ve dönüp “bilen var mı şarkıyı?” diye sordu. Tabi ki elimi kaldırdım. Benden başka el kaldıran kaç kişi oldu bilmiyorum. 2 kişi kesin, arkadaşlarım çünkü. Önlerde olduğum için ve şanslıymışız ki bar taburelerinde oturmaktaydık, sıkış tepiş değildik, arkamdaki kalabalığı veya avm’nin üst katlarından balkondaymışçasına izleyen kalabalığı görmüyordum sonuçta. 1998 yılında yayınlanmış “Bırak Zaman Aksın” albümünden hem de çıkış parçası olmayan bir parçayı çok fazla kişinin bileceğini düşünmüyorum. Neyse, ben el kaldırınca Erim bana “e söyle o zaman” dedi, mikrofon iletildi bana, ışık hızında! 

Parçaya en başından girmedim, gerek yoktu. İfadenin geçtiği kısmı seslendirdim sadece. Başladım:

“Mutfakta çıplak ayak sesin, huzur mu bu, mucize arzusu? Sonsuzdum ve mahvoldum, güneşli gün yalanlarıyla avundum”. 

Bestekarı, güftekarı, seslendiricisi, müzisyeni. Tam karşımda. Pür dikkat beni izliyorlar, ee müzik de yok tabii arka planda. Acapella. İnanılacak şey değil. Kendi sesimin öyle güzel çıktığına inanamamak mı, ben başldığım an ve ilk soru cümlesini tamamlarken Harun ve Burak’ın yüz ifadelerine inanamamak mı, bitirdiğimde duyduğum seyirci sessizliği ve ardından gelen (elbette ortalık yıkan cinsten değil, standart) alkışa inanamamak mı, menajer Can Sertoğlu’nun arkamda bitip “kız senin ne güzel sesin varmış, ne cevherler varmış sende” deyip omzumu patpatlaması mı (abartma be Can abi), yanımdaki arkadaşlarımın bana şaşkın şaşkın bakmaları mı..  O an ne biçim bir şey oldu bilmiyorum. Ama özellikle “huzur mu bu, mucize arzusu?” derken öylesine naif çıkmıştı ki sesim. Ben bile hayret ettim. Vay be, ben böyle tınlayabiliyor muymuşum? Ben böyle özgüvenli miymişim? E demek öyleymişim? Tamam dünyanın en güzel sesi değildir benimki, hiç öyle bir iddiam yok, konumuz bu değil. Belki tondan kaymışımdır bile, hiçbir fikrim yok. Konumuz o anın gerçekleşmiş olması ve benim hayret etmem. Videosu olsaydı keşke. Arkadaşım çekmişti ama o videoların arşivlendiği harddisk mi ölmüş, öyle bir şey. Yok işte. Ha, o anın videosu benim beynimin içinde, hafızamda. İstediğim zaman oynatabiliyorum. Bu zaten yeterince güzel. Sadece, dışarıdan görebilmeyi isterdim, o yüzden keşke videosu olsun diyorum. 

Şu yukarıda saydığım “inanamamak”lar, aman tanrım mvö karşımda ve ben söylüyorum amanın inanamaması değil. Yani tabi ki eser sahibine eserini seslendirmek çok beklenmedik bir şey. Ama asıl “inanamamak”ın kökeni o anın nasıl da beklenmedik olması. Bir de, mikrofonu verdiklerinde gelen “ya berbat söylersem” hissi ama hiç de öyle olmaması. Yani Burak’tan güzel söyledim resmen yahu! Ehe ehe
Toplasan 30 saniye. 

30 saniyeye neler sığıyormuş. 

Bundan sonra konserlerde bu parçayı söylemeye beni çıkarsınlar 🤣

Sanki konserlerde pek sık çalıyorlarmış gibi 🙄

Aman, pek sık çalmasınlar. Öyle herkes de bilmesin zaten. Bazı şeyler herkes bilmeyince daha güzel çünkü daha “sana ait”. 


Hmmm. Ben bugün bu hikayeyi çok kısaca sosyal platformda Erim Özşen, Harun Tekin, Burak Güven ve mvö’yü etiketleyerek paylaştım. Kim bilir, belki Erim belki de o gün orada olan dinleyicilerden biri çıkıp gelir “bende video var” diye. Amanıııın şahane olmaz mı ya? 🤩 keşke.. 


2010’da mvö’nün “masumiyetin ziyan olmaz” albümü çıkmıştı, Mayıs ayında. Albüme adını veren, 2012 isimli parçada geçen bir söz öbeği. O parçada “hiç bilinmez neye çarptın” der. Beklenmediklik. Hakikaten, hiç bilinmez neye çarptım, masumiyetim ziyan olmaya. 😇


Şimdi, hikayesini anlattığımız parça “Mucize”nin sözlerini yazayım da tam olsun, değil mi? 



“Güneş doğdu ruhuma. Sustum. Umudumu gördüm onda. Bir şey bilsem söylicem seni sevdiğimden başka. Aptallığın bile tam bana göre, çocuksun sen de. Yok, yok, yok, yook, bu mutluluktan. Ağlicam şimdi. Yok yok yok yok, ağlicam şimdi. Yapma. 
Oooohooohooooooo... Bir sözüm bin yere gider en sonunda. Gözlerime bir bak yeter. 
(Çok tatlı keman girer)
Mutfakta çıplak ayak sesin, huzur mu bu, mucize arzusu? Sonsuzdum ve mahvoldum, güneşli gün yalanlarıyla avundum. Yok yok yok yok yooook ağlicam şimdi... Ağlicam şimdi, yapma!”



😇



Hıımm. Seneler sonra. 2016 olmalı. Evet evett 2016.  Bir Kadıköy DorockXL konseri sonrası. Beklenmedik şekilde o güftenin bahsettiği mutfağa da konuk oldum :) 



Bu da böyle bir anımdır.